ryo ishizaki

captain tsubasa'nın gameboy oyununda face block diye özel bir hareketi vardı bunun. alem kartal vuruşu,rövaşatalar, afilli garip garip hareketler falan yaparken bu denyo kocakafasıyla şutları engellerdi anca. böyle böyle yaktık beynimizi git git bitmeyen uçsuz bucaksız yeşil sahalarda.

ateizm

ateizm temel olarak, pozitif ateizm ve negatif ateizm olmak üzere ikiye ayrılır. bunlardan ilki, tanrının kesinlikle var olamayacağını öne sürerken diğeri tanrının var olmasının mümkün olabileceğini fakat kanıtlanamadığı için inanmayı reddeder. yani biri tanrı yok, diğeri varsa da inanmıyorum der kısaca. şüpheyle alakalı olarak eleştirileri açıklığa kavuşturmuştur umarım.

birtakım insanlar var ki, belirli kelimelere alerjileri vardır. neyin ne olduğu önemli değildir, amaç sadece kara çalmaktır. ateizm üzerine söylenmiş her söz fikir ve düşünce gerektirir halbuki.

daha önceden de çok yerde yaptığım alıntıyı tekrardan yapıyorum : ''ben bir ateistim, hepsi bu. ben birbirimize karşı iyi olmaktan, başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum'' diyordu bütün zamanların en büyük kadın oyuncusu seçilen katharine hepburn. bu konuyu işte böyle özetliyordu.

ateistler hiçbir kesin yargıyı kabul etmezler. dolayısıyla hiçbir fanatiklikleri yoktur. birtakım duygularının sömürülme ihtimali sıfırdır. hiçbir rahip, imam ya da haham onların vicdanlarını söküp insanlıklarından uzaklaştıramazlar. dindarlar, kendilerinden olmayanları bir düşman olarak bellerken ateistler dindarlara savaş açmazlar. kitleler halinde insanlıktan çıkıp ötekileştireni asmazlar, kesmezler, yakmazlar! cemaate, millete bakmadan insana, nasıl bir insan olduğuna göre muamele yaparlar. hepsi bu!

charles bukowski'nin kitlelerin dehası isimli şiiri şöyle başlar :

"ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
ve cinayet konusunda en becerikliler
cinayet karşıtı vaaz verenlerdir
ve nefreti en iyi becerenler
sevmeyi vaaz edenlerdir
ve-son olarak-
savaşı en iyi becerenler
barış vaazı
verenlerdir."

öldürmek büyük günahlardandır her dinde. fakat kılıfına uydurulunca kahramanlık olabiliyor bu büyük günah. din adamları vaazlar verirler, insanlar günah işlemesin diye. çalmayacaksın, iftira etmeyeceksin, öldürmeyeceksin...

fakat, bir papa çığırtkanlığı ile toplanan büyük haçlı orduları var. yol boyunca karşısına kim çıktıysa ezip geçen, yağmalayan, tecavüz eden insanlar... vaadedilmiş toprakları var yahudilerin ve bu uğurda kıydıkları binlerce can. islam dünyasının cihadları... kanlı sivas ili var bizim elimizde bir de maraş var. bir de, bir de, bir de... neyin ne olduğunu sorgulamadan gözünü kan bürümüş bir yığın canavara dönüştürülmüş insanların eserleri hepsi! din savaşları, mezhep uyuşmazlıkları, yok yere ölen insanlara, yok yere katil olanlar...

sözlerim yanlış anlaşılmasın. ben asla tüm bunların suçlusu dindir demiyorum. fakat din bu kitleleri bir araya getirip kötü amellere hizmet ettirmek için kullanılan bir araçtır. kapitalist sistem piramidinde, din adamlarının görevi insanları kandırmaktır. insanların düşünmesini engelleyip, diledikleri gibi yönlendirme olanağı sunar birtakım hainlere. ateizmin temelinde düşünce, dinde inanç vardır. işte bu aracı öyle bir kullanırlar ki, tek bir sözle hemencecik bir katliam yaptırabilirler. oysa, hiçbir ateiste hiçbir güç bunu yaptıramaz.

şair yılmaz odabaşı hayat bilgisi notları isimli kitabında, insanları olağan ve olağanüstü insanlar diye ikiye ayırır : '' olağan insanlar, yaşamlarında hiçbir riske yer açmadıkları için ne uzar ne kısalırlar... sanki görünmez bir el onları bir atlı karıncaya bindirmiştir ve güzergahı da: tuvalet, mutfak, yatak odası, iş yeri, stadyum, cami, mahalle kahvesi vb.'dir; hep aynı terlere gider döner, gider ve dönerler. genellikle mangalar, düzineler halinde yaşar, birlikte düşünürler. üremek, en önemli maharetleridir. kendilerinin yerine hep başkalarının düşündüğüne inandırılmışlardır. genellikle milliyet, din, futbol takımı taraftarlığı gibi hazır, paket servis aidiyetlerle kendi aralarında, ama sadece kendi aralarında anlaşırlar. doğruları yoktur; çıkarlarına ve güdülerine göre cemaatler halinde yaşarlar.''

oysa ateistler genellikle kendi halinde, toplum içinde de olsalar yalnızdırlar. ömür boyu cevaplar ararlar, insanlıktan başka hiçbir şeye ait değildirler. hiçbir ilahi beklentileri ya da korkuları olmaksızın yaşarlar. otokontrol yetisine sahiptirler, bir ödül ceza sistemine ihtiyaç duymaksızın ahlak kurallarını belirleyebilirler. bir dindarın tüm iyi niyetli hislerine sahip olabilirler tek farkı öteki dünyada iyi muamele beklememesidir. ateisttir, hepsi bu. insandır, kendini ve hayatı çözmeye çalışıp yorgun düşen belki de başaran. hiçbir kanlı fantezisi olmayan, gönlü sadece yaşamaktan ve yaşatmaktan yana olan. insan seçmeyen, kraldan çok kralcı olmayan. kendisine gösterilmeyen iyi niyeti göstermeye çalışan. hepsi bu.

another brick in the wall

tartışmasız en iyi cover versiyonu serdar ortaç tarafından icra edilen şaheser.

http://www.youtube.com/watch?v=urdbp-ecp6g

gangnamstein

south park'ın 16. sezonunda yer alan bir bölümde, stan marsh'ın cadılar bayramı kutlamasında kostümünü giydiği hayali kahraman.

http://www.southparkstudios.com/clips/5dia2o/gangnamstein

othello

tragedyadan bir alıntı : "insanlar göründükleri gibi olmalıdır. eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi."

eser öyle kuvvetlidir ki psikolojik bir rahatsızlığa isim babalığı yapmıştır. patalojik kıskançlık anlamına gelen othello sendromu diye bir kavram sokmuştur ilgili literatüre. kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumu gibi bir anlama geliyor.

magnus

latince kelime anlamı olarak büyük, yüce gibi bir anlama gelmektedir. sıfattan sonra gelen isim feminen olursa magna, nötr olursa magnum, maskulen olursa da ahanda böyle magnus olarak kullanılıyor. bunun zıt anlamlısı da küçük anlamına gelen parvus oluyor.

sebepsiz gibi gorunen sebepli ic sikintilari

*6 sene evvelden hortlayarak gel*
<bkz: nedensiz çöken iç sıkıntısı>

iyi insanlar

farklı bir bakış açısı için;

***

sabahtı, yollarda yoğun sis vardı; saatte yüz km.’yi geçmemeye özen gösteriyor, aracımda ikinci bir can (kanarya) taşıdığımı da unutmuyordum. konya ovasından akdeniz’e yöneldim. çam ağaçları birer gelin gibi karşıladılar beni.

bir yıl kadar kaldığım o küçük akdeniz kasabasında bir okur kardeşim, arada bir kasabaya indiğimde beni sürekli “iyi insan”larla tanıştırıyordu; “iyi insan”ların ardı arkası kesilmiyor, ortalık iyi insandan geçilmiyordu.

örneğin, yolda birileriyle tanıştırılıyor, el sıkışıyor, ayrıldığımızda, “kim bu insan?” diye sorduğumda, genellikle “iyi bir insan” yanıtını alıyordum. bazen “okuyan biri mi” veya “demokrat bir insan mı?” gibi sorularım, “hayır, ama iyi bir insan” yanıtıyla karşılık buluyordu...

ben ise, bu yanıtlar karşısında sadece susarak onunla “iyi insan”lara saygımız olması gerektiği gibi kanıksanmış bir toplumsal doğruda buluşuyordum.

artık kızmaya başlamıştım; tanıştırdığı yeni bir “iyi insan” daha uzaklaşıp gidince sordum:

“ortak paydamız nedir, kim bu insan?”

“hocam, iyi bir insan...”



“nedir iyi insan olmanın ölçütleri? kimdir iyi insan?” diye düşündüm.

“diyelim ki ben çok iyi bir insanım; kalbim iyiliklerle dolu, ama illegal iyiyim, bundan kimsenin haberi yok ve iyiliğimi değil yaşam pratiğime, yüzümdeki bir mimiğe bile yansıtmıyorum.bu mudur iyi olmak? inekler de iyidir o halde!

yoldan geçen herhangi birinin, alışveriş yaptığımız bir manavın veya bir garsonun kötü olabileceğini kim öne sürebilir? aksi ispatlanmadıkça, bu ölçütlerle değil yalnız onlar, herkes, elbette herkes iyidir.

gündelik hayatta, toplumsal işbölümü içinde hiçbir zararı ya da hiçbir yararı olmamak mıdır iyi olmak?bir insan kişisel çıkarlarından başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorsa, toplumsal bir kaygı duymamış ve kendinden ötesi için hayatında hiçbir özveride bulunmamışsa, cebinde sakladığı bir şiiri bir insana okumamışsa, üşüyen birinin üzerini örtmemişse, bir hastaya ilaç bulmamışsa, hep zararsız ya da hep yararsız yaşamışsa, iyi olabilir mi ? iyi olmak bu kadar ucuz olabilir mi hiç?

iyi olmanın da bir şerefi vardır ve herkes duyarlılığı, ahlâkı, bilinci kadar iyidir...

yerli melodramlarda kendilerine ilgi gösteren yabancı adamlara “siz ne kadar iyi bir amcasınız?” diyen çocuklar artık büyüdüler ve onlara şefkatle yaklaşan o amcaların ilgilerinin odağında analarının olduğunu pekala gördüler… artık bu toplumda da iyi olmanın ve iyiliğin kriterleri çok değişti(...)

nedir bu biat kültüründe iyi olmanın kriterleri? ezberlerimiz mi? bize öğretilen paket servis doğrular mı? üç büyük kulüp taraftarı olmak, ağrı dağı kadar türk ve hira dağı kadar müslüman olmak ve başka hiçbir şey olmamak mı? nedir iyi vatandaş olmanın kriterleri? vergi vermek, askere gitmek, oy kullanmak mı? nedir iyi bir memur olmanın kriterleri? amirlerine itaat etmek, hiçbir şeyi kurcalamamadan kişinin bir bayrak direği gibi çakıldığı yerde kalması mı? hayat, sadece size sunulmuş aidiyetler mi, sadece bilincin belirlenmiş sınırları içindeki yeşil ışıklar hattı mı?

iyi öğrenci ya da iyi evlat olmanın kriterleri nedir?bu soruların yanıtları ayrı, uzun yazıların konusudur. beni hep "iyi insan"larla tanıştıran o okur kardeşime serzenişte bulunurken şunları söylemiştim: ben ‘iyi insan’ olmak istemiyorum; ya zararlı ya da yararlı olmak istiyorum. kızdıklarıma zarar, sevdiklerime yarar istiyorum! benimle aynı sancıları, kaygıları paylaşmayan, hayatında bir kitabın sayfalarını dahi aralamamış, toplumsal acılara bir kez sahip çıkmamış ve olup bitene gündelik bakıp sadece sığ sularda avunmuş ilkesiz, rotasız, pragmatist insanlarla -sırf semirmiş bir tüccar veya sessiz sedasız bir memur diye- beni tanıştırmayın!

yararı da oldu tepkimin.o günden sonra “iyi insan”larla tanıştırılmadım; o küçük kasabada ortalıkta pek kötü insan da yoktu. zaten ben de yalnız kalmak, oturup okumak ve yazmak için oraya gelmiştim. bu yazıyı da kendi kötülüğümle baş başa kalarak yazmış, kötüyüm ben, demiştim: üstelik kötü olmak ve kötü kalmak için özel bir çabası olan kötülerdenim. kötülük o kadar işlemiştir ki iliklerime, “iyi insan” olmaktan çok daha zor olduğu halde yine de caymam kötülüğümden...

b.brecht olmalıydı: ”iyi bir insanı, iyi bir yere götürüp iyi bir silahla iyi bir vurmalı," diyordu…

gücüm yetse, keşke daha çok kötü olabilsem! diyerek şöyle sürdürmüş ve eklemiştim:

unutulmamalıdır ki yalnız kötüler için değil, “iyi”ler içindir de ölüm...onlar da en az kötüler kadar ölümlülerse eğer, sözde “iyi” kalmaktaki ısrarlarını anlamakta güçlük çektim her zaman.

***
<bkz: yılmaz odabaşı>
<bkz: hayat bilgisi notları>

masaimara

damından hoplayamadığım.

ak partiyi cekemeyenler

çatal kullansınlar bence.

turk polisi

zor şartlarda eğitim görüyorlar, esrarengiz işler peşindeler. tırt bir komplo teorisyeni olarak dünyayı ele geçirmeye çalışan çılgın bir profesör tarafından yönetildiklerinden şüphelenmiyor değilim.

şu şaka gibi görüntüler kastamonu polis meslek yüksekokulu'nda yapılan bir eğitimden:

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/51816/polisin-biber-ga

eğer bir gün; bu tatbikatlar sonucunda biber gazına karşı bağışıklık kazanmayı başarırlarsa kusura bakmayın affedersiniz ama iyice tarraklara geliriz hepimiz. şayet başarılı olurlarsa, bir sonraki aşamada biyolojik silahlara yönelebilirler.

bir de konusu açılmışken değinmeden geçemeyeceğim:

geçen sene vuku bulan bir başka olayda da mersin'de, biber gazı tatbikatlarından birinde, 22 nisan'da okudukları ilköğretim okulu'nun bahçesinde bir gün sonraki 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı'nda düzenleyecekleri eyleme pardon müsamereye hazırlanan teröristlere aman çocuklara atmışlardı da 15 çocuk hastaneye kaldırılmıştı. yanlışlıkla!

give the anarchist a cigarette

1965 yılında gazetelerde bob dylan'ı kötülemek niyetiyle anarşist olduğu yazıldığında, dylan bu tepkiyi vermiş.

chumbawamba ise, muhtemelen bundan yola çıkarak bu şarkıyı yapmış. tabi bu hikaye yalan yanlış da olabilir, emin değilim. zira şarkıda geçen albert kimdir bilmiyorum ama bobby bob dylan olabilir.

albert
bobby
for god´s sake, burn it down

nothing ever burns down by itself
every fire needs a little bit of help

give the anarchist a cigarette
cos that´s as close as he´s ever gonna get
bobby just hasn´t earned it yet
that times are changing but he just forgets
he's going to choke on his harmonica albert

nothing ever burns down by itself
every fire needs a little bit of help

give the anarchist a cigarette
a candy cig for the spoiled brat
well get albert to write you a cheque
a hell be burning up the air in his personal jet
you know ı hate every popstar that ı ever met

nothing ever burns down by itself
every fire needs a little bit of help

burn baby burn

nothing ever burns down by itself
every fire needs a little bit of help

kuguyu pideyle beslemek

galatasaray'ın ve milli takımın cam adamı gökhan zan'ın yaptığı şey. çok güldüm, ayarsız herif. kaynak:http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/52266/kuguyu-pideyle-b

açıklama bölümünde şöyle yazıyor:

milli takım ve galatasarayın defans oyuncusu gökhan zan, takım arkadaşlarıyla çıktığı bir gezi esnasında suda gördüğü kuğuyu yemlemek isterken, kuğunun "üç çocuğum var, günlerdir boğazımızdan bir lokma ekmek geçmedi, abi" serzenişi üzerine yarım pideyi cömertçe kuğuya uzatıyor. pideyi ağzıyla taşımaya çalışan kuğunun ağırlık sebebiyle boğulduğu da gelen bilgiler arasında...

sitede yapılan yorumlar da ayrı bir yarıyor:

- belgesel gibi olmuş. "duygusal ve kırılgan ayı kendini bile zar zor doyurabilecek büyüklükteki ekmeğini aç ama onurlu kuğuyla paylaşıyor sayın seyirciler"

- omzundan sakatlanmış mıdır acaba ? çünkü sert ve ani biçimde uzatmıştır pideyi...2 ay daha yok...

- muç muç yi bah eppek aldım sana yi muç umuç


http://www.meydansozluk.com/...+pideyle+beslemek/34111
http://www.meydansozluk.com/...+pideyle+beslemek/34112
http://www.meydansozluk.com/...+pideyle+beslemek/34113

en guzel ermeni

<bkz: hrant dink>

sozlukculerin twitter sayfalari

https://twitter.com/misantropik

yeni açtım, eksik kalmayayım.

sevgi var ya

bora ayanoğlu şarkısı. eski 45'liklerden.

sevgi var ya, şu sevgi,
nasıl desem aşk var ya,
kanıma düşen cemre,
canımdaki kuş var ya.

şu çığlık paylaşılmaz,
şu sevinç yağmur gibi,
damarları zorlayan,
şu zalim coşku var ya,
gökte bir ıslık sesi,
bir mızrak eti delmiş,
saplanmış yüreğime,
o zalim diken var ya.

seninle yaşattığım,
seninle çoğalttığım,
kökü gövdesi sende,
o zalim diken var ya...

söz : gürkal aylan
müzik : bora ayanoğlu

dietrich bonhoeffer

nazizme karşı mücadele vermiş alman teolog.

nazilerin antisemitizmine karşı durmuş, alman protestanlarının öncüsü olmuş, hitler'e kafa tutmuştur. tabii ki başarılı olamamış ve 1939'da abd'ye sığınmıştır. ancak, gönlü sadece 15 gün kalmaya el vermiş ve geri dönmüştür ölümü göze alarak, bile bile. ve şöyle demiştir '' bu dönemin güçlüklerini halkımla paylaşmazsam, savaştan sonra almanya'da hıristiyan yaşamının yeniden kuruluşuna katılma hakkını yitiririm. '' böyle deyip ve dönmüştür, savaşına devam etmiştir. dört sene sonra, başarısız bir suikast planının ardından, suikastçilerle yakın ilişkiler kurduğu yüzünden idam edilmiştir.

gurbet

set şarkısı. henüz albüm çıkartmamış olsalar da bu şarkıya bir klip çekmişlerdir.

http://www.youtube.com/watch?v=by4or90hzdm

benim ruhum kayıp
yastayım
ama ölen yok.
benim vücudum titrek
şuursuzum
sebebim yok.

yağmurlar toprağı sorgularken
doğan güneş aya zemin hazırlarken
yıldızlar bir nefes aldırırken
daha neler yaşıyorum dedirdikten...

yanımda yoksun
düşümde de...
suretin yok
gerçekte de...

sukru erbas

2007 genel seçimlerinde, ankara 1. bölgeden bağımsız milletvekili adayı olmuş olan şair. maalesef verdiğim oy kendisine yetmedi. o kadar katilin, hortumcunun, üçkağıtçının girdiği o meclise bir tane de şair sokalım dediydik ama olmadı.

<bkz: ve güz geldi ömür hanım>

turk kizlarinin tek kelimelik ozeti

dengesiz.